Sevgili arkadaşım Nuray’a armağan ediyorum.
– Bilge kuğu, çok yorulduk, kışı geçireceğimiz yere gelmedik mi?
Bilge kuğu geldiklerine emindi ama yere konmaları için gerekli güvenliği yeterli bulmuyordu. Sürünün her türlü güvenliğinden sorumluydu. Etrafı dikkatle inceliyor ve yere konmaları için yeterli ay ışığının oluşması için bekliyordu. Ay, bulutların arkasına saklanmış , yüzünü bir türlü göstermiyordu.
– Bilge kuğu ne diyor? Göç sürüsündeki herkes çok yoruldu, kimsede daha fazla derman kalmadı. Bir an evvel yere konmalıyız.
Kış mevsimi geldiğinde, kuzeyin soğuk bozkırından , yazın geçirecekleri ılıman mevsime sahip kışlaklarına göç eden bütün kuğu sürüsü yorgun argın, seslerini yükseltmiş, acı acı, vak, vaaaak, vak, vak diye sesleniyorlardı.
Mehmet, deniz kabukları kolleksiyonuna yeni deniz tarağı, yıldız salyangozu, deniz yıldızı, sarı midye , deniz minaresi örnekleri eklemek için yaşadıkları kasabanın sahiline inmişti. Yanlış bir akşam seçmişti çünkü ay ışığı olmadığından etraf zifiri karanlıktı.
– Etraf çok karanlık, kabukları görmekte zorlanıyorum, keşke bu gece sahile inmeseydim, diye kendi kendine söyleniyordu, Mehmet.
Yükseklerde ses çıkararak dönen kuğu sürüsünün telaşlı hali dikkatini çekti. Hem daireler çizerek dönüyorlar hem de yorgun seslerle imdat çağırıyor gibiydiler. Mehmet’in tüm dikkati havadaki kuğulara yöneldi. Her yıl bu mevsimde, kuğu sürüsü kışı geçirmek üzere sahillerine gelir, konaklardı.
– Tepemde uçan bu kuşlar neden telaşlılar? Neden yere konmuyorlar? Benden mi korkuyorlar?
Mehmet, sahildeki kumluk bölgeden çıktı, biraz ötedeki yükseklikte kuğuları izlemeye koyuldu. Yok, inmiyorlar ve telaşlı hâlleri devam ediyordu.
Bu durumu ablasına söylemeye karar verdi. Aceleyle evlerine koştu.
Ablası Nuray evde kitap okuyordu. Mehmet kitap odasının kapısını çaldı.İçeriden ablası seslendi:
– Giriniz!
Mehmet kapıyı açıp, ablasının çaldığı kuyruklu piyano ve ailenin kitaplarının dizildiği kütüphanenin bulunduğu odaya girdi. Ablası Nuray güler yüzle kardeşini karşıladı.
– Hayrola Mehmet, bu ne telaş? Ne oldu?
Mehmet , ablasının elinden tuttu ve balkon kapısını açarak, ablasına :
– Ablacığım, havadaki şu kuğulara bak! Nasıl da telaşlı ve ürkmüşler değil mi? Saatlerdir böyleler ve nedense yere inmiyorlar, dedi.
Ablası Mehmet’in dediklerini dikkatlice dinledi ve Mehmet’in sözlerine hak verdi.
– Haklısın, Mehmetçiğim. Telaşlılar, biraz da yorulmuşlar. Bu yıl göç yolculuklarını bitirmişler ama yere konmuyorlar. Acaba neden ürküyorlar?
Abla kardeş sessizce, bir süre daha kuğuları izlediler. Nuray:
– Mehmetçiğim, sanırım ben bu durumun nedenini buldum, dedi.
Sonra odadaki kuyruklu piyanonun tuş takımı kapağını kaldırdı. Piyano önündeki tabureye oturdu. Odayı notalar doldurmaya başladı.
Nuray, kendi bestelediği bir eseri, tuşlara parmaklarını hafif hafif basarak, orta yavaşlıkta çalmaya başladı.
Siyah ve beyaz tuşlara sevgiyle basıyordu. Odadaki müzik balkon kapısından, sahile doğru akmaya başladı.
Sessiz sahilde Nuray’in bestesi, yıllardır olduğu gibi bu gecede huzurlu bir ortam yaratıyordu. Gökyüzündeki kuğular bu müziği tanıdılar.
Yıllardır göç ettikleri bu sahilde nice gece, gündüz Nuray’in bestelerini dinlemişler ve huzurla, yuvalarındaki yumurtadan yeni çıkmış civcivlerini büyütmüşlerdi.
Civcivler büyümüş, yavru olmuşlar, tüyleri uzamış, kanatları kuvvetlenmiş ve göç yoluna düzülmüşlerdi. Bu müzikle nice güzel anılar, sevdalar yaşamışlardı.
Bilge kuğu, kuğu sürüsüne önderlik etti ve müziğin klavuzluğunda, güvenle yere kondu. Sürüsü de kendisini takip ederek, kışı geçirecekleri sahile teker teker kondular.
Mehmet’in yüzü gülüyordu. Nuray, her zamanki gibi tatlı tatlı gülümsüyor ve kardeşinin mutlu olmasına seviniyordu. Birbirlerini ve kuğuları çok seviyorlardı.
16.01.2026 İstanbul
8 – 10 yaş için masal