Uzaklaşan boşluk, ürperiyor insan
Sanki zaman akışı, ileriye doğru akan.
Sonsuzluk hissi veren iç içe daireler.
Bilinmeyene dolu dizgin giden zaman.
11.03.2026 İstanbul
Uzaklaşan boşluk, ürperiyor insan
Sanki zaman akışı, ileriye doğru akan.
Sonsuzluk hissi veren iç içe daireler.
Bilinmeyene dolu dizgin giden zaman.
11.03.2026 İstanbul
Ülke harap olmuş, ama tepeler ve dereler varlığını sürdürüyor;
Baharda şehir yemyeşil otlar ve ağaçlarla kaplanıyor.
Zamanın acısını gören çiçekler gözyaşı döküyor;
Ayrılığın acısını çeken kuşlar yürekleri ürpertiyor.
Savaş üç aydır sürüyor;
Evden gelen bir mektup servet değerinde.
Yolmaktan beyaz saçlarım her geçen gün daha da kısalıyor,
Neredeyse bir saç tokasını bile tutamayacak kadar azalıyor.
Türkçeye: Çetin Bayramoğlu
22.02.2026 İstanbul
杜甫 – 春望
國 破 山 河 在
城 春 草 木 深
感 時 花 濺 淚
恨 別 鳥 驚 心
烽 火 連 三 月
家 書 抵 萬 金
白 頭 搔 更 短
渾 欲 不 勝 簪
Şiir 1
Şubat başlarında tomurcuklanan bir kakule çiçeği gibi, henüz on üç yaşlarında zarif bir genç kız.
On mil uzunluğundaki Yangzhou yolunda, bahar esintisinde, kapalı boncuklu perdeler ardındaki güzellerden hiçbiri onunla kıyaslanamaz.
Türkçeye : Çetin Bayramoğlu
04.02.2026 İstanbul
Kelimeler :
1) 豆蔻 = Kakule bitkisi
2) 扬州路 = Yangzhou(扬州) yolu, Yuan Hanedanlığı (元朝)döneminde kurulmuştur .
杜牧 – 赠别二首
其一
娉娉袅袅十三余,豆蔻梢头二月初.
春风十里扬州路,卷上珠帘总不如.
Şiir 2
Sevgi dolu görünse de nihayetinde kayıtsızdır,
Şarap kadehinin önünde zoraki bir gülümseme sergileyebilir.
Mum, görünüşte kalpsiz olsa da, ayrılıktan dolayı kederlenir,
Şafak sökene kadar bizim için gözyaşı döker.
Türkçeye : Çetin Bayramoğlu
05.02.2026 İstanbul
杜牧 – 赠别二首
其二
多情却似总无情,
唯觉尊前笑不成.
蜡烛有心还惜别,
替人垂泪到天明.
Qutanglı tüccarla evlendim, devamlı evden uzakta, pişmanım,
Her geçen gün söz verdiği gibi geri dönmüyor.
Eğer gelgitlerin bu kadar güvenilir olduğunu bilseydim,
Gelgit dalgaları üzerinde kayan bir adamla evlenirdim.
Türkçeye: Çetin Bayramoğlu
06.02.2026 İstanbul
李益 - 江南词
嫁得瞿塘贾,
朝朝误妾期.
早知潮有信,
嫁与弄潮儿.
Notlar :
1) 江南词 = Jiangnan Şarkı Sözleri: Çoğunlukla Jiangnan (江南) bölgesindeki insanların yaşamlarını ve koşullarını anlatan eski halk şarkıları.
2) 瞿塘贾 = Qutang tüccarları: Yangtze ( 长江) Nehri’nin yukarı kısımlarında ticaret yapan tüccarlar. Qutang: Yangtze Nehri’nin Üç Boğazı’ndan(长江三峡) biri olan Qutang Boğazı’na ( 指瞿塘峡) atıfta bulunur .
3) Metafor : 弄潮 = Gelgit dalgalari üzerinde kayan (gelgit binicisi) =
bir “gelgit binicisi” güvenilir biridir, gelgitlerle birlikte zamanında gelir, eve dönüşünü her gün geciktirmez.
Kelimeler :
1) 词 = Ci kelimesi, eski bir edebi üslubu, bir şiir türünü de ifade eder.
2) 贾 = Tüccar
3) 潮 = Gelgit
Dilek kedileri çok severdi. Kedilerin yumuşak tüylerine dokunmaktan çok hoşlanır, çenelerinin altlarını, yanak tüylerini, başlarını parmakları ile yavaş yavaş okşardı.
Uzak kentte, Ankara’da yaşayan Nuray ablası, Dilek’e söz vermişti. Dilek’in yaşadığı İstanbul’a geldiğinde kendisine bembeyaz bir Ankara kedisi hediye getirecekti.
O gün Nuray ablası, kedi taşıma çantası ile getirdiği kediyi , Dilek’e hediye etmişti. Adını Çilek koymuşlardı.
Çilek ipeksi, uzun ve beyaz tüyleri, gök mavisi gözleri ile yavru kediydi. Bir kaç günde, evde açılmamış dolap, tırmalanmamış koltuk bırakmamıştı. Dilek’e çok bağlanmış, birlikte oyunlar oynamaya çok meraklıydı.
Sudan hoşlanmayan Ankara Kedileri, sudan hoşlanan Van kedilerinden farklıdır. Çilek de tüylerini, partilerini yalayarak temizliğini yapıyor, mis gibi kokuyordu.
Çilek ile Dilek birbirlerine sevgiyle sarılıyor, öğlen vakti birlikte uyuyorlardı. Geceleri de aynı yatağı paylaşıyorlardı.
Nuray ablası bir gün Dilek’i oyun bahçesine götürdü. Dilek oyun bahçesinde, arkadaşları ile oyunlar oynadı, güldü, eğlendi, yoruldu. Nuray ablası ile birlikte eve döndüler.
Annesi Dilek’in elbiselerini çıkardı, elini yüzünü sabunlu suyla pakladı ve temiz elbiseler giydirdi.
Her zaman Dilek’i kapıda karşılayan Çilek ortalıkta yoktu. Dilek annesine Çilek’in nerede olduğunu sordu. Annesi de farkında değildi. Ev işlerine dalmış, Çilek ile ilgilenmemişti.
Dilek, annesi, Nuray ablası, birlikte evin içinde, merakla, heyecanla Çilek’e seslendiler. Çilek ortalıkta yoktu. Balkondan aşağı baktılar, yok , aşağı düşmemişti. Bütün odaları seslenerek dolaştılar.
Dilek ağlamaya başlamıştı.
– Çilek nerede? Çilek’i çok seviyorum. Anneciğim Çilek’i çok özledim.
Annesi ve Nuray ablası, endişeli yüzlerle hem Çilek’i evin içinde arıyorlar hem de Dilek’i teskin ediyorlardı.
Nuray ablası, Dilek’i, gözyaşlarını yıkamak için banyoya götürdü. Bir tıkırtı duydular. Miyav sesi çok uzaklardan geliyor, gibiydi. Bu Çilek’in sesiydi. Banyonun kıyısına köşesine baktılar.
Çilek’i, çamaşır makinesinin camında gördüler. Patileri ile camı tırmalıyor ve miyavlıyordu. Hemen camlı kapağı açtılar. Çilek yere atladı ve uzun uzun gerindi.
Uyumak için çamaşır makinesinin içine giren Çilek, makinenin kapağı kapanınca içeride mahsur kalmıştı.
Ankara kedileri, öğretilirse, susadığı zaman musluk açabilir, kapalı dolapları, kapıları açabilir yetenekte olurlar.
Çilek’in bulunması evde sevinçle karşılandı. Annesi , Nuray ablası ve Dilek, Çilek ile birlikte bu buluşmayı kutladılar.Dilek annesinin pişirdiğı börekleri sütle birlikte , afiyetle yedi, karnını doyurdu. Çilek de ödül yemini iştahla yedi. Birlikte öğlen uykusuna yattılar.
22.01.2026 İstanbul
6-8 yaş masal.
Gençliğimde kendi güzelliğime aldanmıştım, şimdi aynanın karşısına geçip süslenmeye eriniyorum.
İmparatorun lütfunu kazanmak görünüşe bağlı değil, bir cariye nasıl süslenmelidir?
Rüzgar ılık, kuşlar cıvıldıyor; güneş tepede, çiçeklerin üzerine ağır gölgeler düşürüyor.
Yıllar geçtikçe Yue deresindeki arkadaşlarımı düşünüyorum, nilüfer çiçeği topladığımız tasasız günleri anımsıyorum.
Türkçeye: Çetin Bayramoğlu
20.01.2026 İstanbul
杜荀鹤 – 春宫怨
早被婵娟误,欲妆临镜慵.
承恩不在貌,教妾若为容.
风暖鸟声碎,日高花影重.
年年越溪女,相忆采芙蓉.
###
Kelimeler:
1)慵 = tembel
2)若为容 = nasıl süslenmelidir
3)芙蓉 = Nilüfer çiçeği
Notlar :
1) 越溪女 : Yue deresi, cariyenin ipeklerini yıkadığı yerdir, burada cariyenin memleketine gönderme yapar.
Dağ kayaları engebeli ve yol dar; alacakaranlıkta, yarasalar uçuşurken tapınağa varıyorum.
Salona çıkıp basamaklara oturdum, yağmur sağanak gibi yağıyordu; muz yaprakları büyük, gardenyalar dolgun.
Keşiş, Buda’nın eski duvar resimlerinin güzel olduğunu söylüyor, ama ateş ışığında çok az şey görebiliyorum.
Yatağımı hazırladılar, pilav ve çorba pişirdiler. Yemekler basitti ama aç karnımı doyurmaya yetti.
Gecenin derinliklerinde, sessizce yatıyorum, tüm böcekler sessiz; berrak ay tepenin üzerinden yükseliyor, ışığı kapıdan içeri giriyor.
Şafak sökerken yalnız gidiyorum, yol yok; sisli pusun içinde kaybolmuş bir şekilde, yüksek ve alçak yerlerde dolaşıyorum.
Dağlar kırmızı, dereler zümrüt yeşili, renk cümbüşü; arada sırada her biri on karış çapında çam ve meşe ağaçları görüyorum.
Yalınayak dere taşlarına basıyorum; su hızla akıyor, rüzgar elbiselerimi uçuruyor.
Böyle bir hayat gerçekten çok güzel; neden başkalarının kısıtlamalarına bağlı kalmalıyım?
Ah, sevgili iki ya da üç can dostum, yaşlılığımızda neden eve dönmeyelim ki?
Türkçeye: Çetin Bayramoğlu
19.01.2026 İstanbul
###
韩愈 – 山石
山石荦确行径微,黄昏到寺蝙蝠飞.
升堂坐阶新雨足,芭蕉叶大栀子肥.
僧言古壁佛画好,以火来照所见稀.
铺床拂席置羹饭,疏粝亦足饱我饥.
夜深静卧百虫绝,清月出岭光入扉.
天明独去无道路,出入高下穷烟霏.
山红涧碧纷烂漫,时见松枥皆十围.
当流赤足踏涧石,水声激激风吹衣.
人生如此自可乐,岂必局束为人鞿.
嗟哉吾党二三子,安得至老不更归.
###
Notlar :
1) Dağ Kayaları ” Üç Yüz Tang Şiiri ” ( 唐诗三百首) arasında yer almaktadır. Dağ Kayaları başlığını taşımasına rağmen, dağlar ve kayalar hakkında bir şiir değil, şiirsel biçimde bir seyahat günlüğüdür. Şiirin ana teması “Hayat çok neşeli; neden insan dünyevi kısıtlamalarla sınırlı kalmalıdır?”
Kelimeler:
荦确 (luò què):Dağdaki kayaların engebeli görünümünü ifade eder.
行径 (xíng jìng):İzlenecek yol.
微 (wēi):Dar.
置: sağlamak.
羹 (gēng): sebze çorbası. Burada genel olarak sebzelere atıfta bulunulmaktadır.
疏粝 (lì): iri pirinç. Şiirde, basit yiyecekler.
霏: sis ve pus.
穷烟霏: tüm sisli, pusla kaplı dağ yollarını geçmiş olmak.
纷(fēn): Bol ve gelişen.
烂漫(làn màn): Işıltılı ve göz kamaştırıcı.
枥 (lì): “栎” ile aynı anlama gelir, yaprak döken ağaç.
十围 (shí wéi): Son derece kalın bir ağaç gövdesini tanımlar.
围 (wéi), iki elin çevreleyebileceği ağaç gövdesinin çevresidir.
局束: kısıtlanmış, özgür olmayan anlamına gelir.
鞿 (jī): at dizginleri. Burada fiil olarak kullanıldığında, mecazi olarak başkaları tarafından kontrol edilmek veya bağlanmak anlamına gelir.
Köy, batan güneşin ışığıyla yıkanıyor, sığırlar ve koyunlar yoksul sokaklardaki yuvalarına dönüyor.
Yaşlı adam, koyun güden torununu düşünürken, dikenli çalılıklarla çevrili kapıda bastonuna yaslanmış bekliyor.
Buğday fidelerinin yetiştiği yerde sülünler ötüyor, dut yapraklarının az olduğu yerde ipekböcekleri kozalarını örüyor.
Çiftçiler kazmalarıyla köye dönüyor, birbirlerini kahkahalar ve derin bir sevgiyle selamlıyorlar.Böyle bir sükuneti nasıl kıskanmazdım ki?
“Devletin Çöküşü” şiirini üzüntüyle okuyorum.
Türkçeye: Çetin Bayramoğlu
18.01.2026 İstanbul
Notlar :
1) Wei Nehri ( 渭川 – Wèi chuān) , Gansu’daki Niaoshu Dağı’ndan doğar, Shaanxi’den geçer ve Sarı Nehir’e dökülür.
2) 式微 – Shìwēi (Devletin Çöküşü)= Şiirler Kitabı(诗经)’ndaki bir şiirin başlığıdır, inzivaya çekilme niyetini ifade eder.
###
王维 – 渭川田家
斜阳照墟落,穷巷牛羊归.
野老念牧童,倚杖候荆扉.
雉雊麦苗秀,蚕眠桑叶稀.
田夫荷锄至,相见语依依.
即此羡闲逸,怅然吟式微.
Sevgili arkadaşım Nuray’a armağan ediyorum.
– Bilge kuğu, çok yorulduk, kışı geçireceğimiz yere gelmedik mi?
Bilge kuğu geldiklerine emindi ama yere konmaları için gerekli güvenliği yeterli bulmuyordu. Sürünün her türlü güvenliğinden sorumluydu. Etrafı dikkatle inceliyor ve yere konmaları için yeterli ay ışığının oluşması için bekliyordu. Ay, bulutların arkasına saklanmış , yüzünü bir türlü göstermiyordu.
– Bilge kuğu ne diyor? Göç sürüsündeki herkes çok yoruldu, kimsede daha fazla derman kalmadı. Bir an evvel yere konmalıyız.
Kış mevsimi geldiğinde, kuzeyin soğuk bozkırından , yazın geçirecekleri ılıman mevsime sahip kışlaklarına göç eden bütün kuğu sürüsü yorgun argın, seslerini yükseltmiş, acı acı, vak, vaaaak, vak, vak diye sesleniyorlardı.
Mehmet, deniz kabukları kolleksiyonuna yeni deniz tarağı, yıldız salyangozu, deniz yıldızı, sarı midye , deniz minaresi örnekleri eklemek için yaşadıkları kasabanın sahiline inmişti. Yanlış bir akşam seçmişti çünkü ay ışığı olmadığından etraf zifiri karanlıktı.
– Etraf çok karanlık, kabukları görmekte zorlanıyorum, keşke bu gece sahile inmeseydim, diye kendi kendine söyleniyordu, Mehmet.
Yükseklerde ses çıkararak dönen kuğu sürüsünün telaşlı hali dikkatini çekti. Hem daireler çizerek dönüyorlar hem de yorgun seslerle imdat çağırıyor gibiydiler. Mehmet’in tüm dikkati havadaki kuğulara yöneldi. Her yıl bu mevsimde, kuğu sürüsü kışı geçirmek üzere sahillerine gelir, konaklardı.
– Tepemde uçan bu kuşlar neden telaşlılar? Neden yere konmuyorlar? Benden mi korkuyorlar?
Mehmet, sahildeki kumluk bölgeden çıktı, biraz ötedeki yükseklikte kuğuları izlemeye koyuldu. Yok, inmiyorlar ve telaşlı hâlleri devam ediyordu.
Bu durumu ablasına söylemeye karar verdi. Aceleyle evlerine koştu.
Ablası Nuray evde kitap okuyordu. Mehmet kitap odasının kapısını çaldı.İçeriden ablası seslendi:
– Giriniz!
Mehmet kapıyı açıp, ablasının çaldığı kuyruklu piyano ve ailenin kitaplarının dizildiği kütüphanenin bulunduğu odaya girdi. Ablası Nuray güler yüzle kardeşini karşıladı.
– Hayrola Mehmet, bu ne telaş? Ne oldu?
Mehmet , ablasının elinden tuttu ve balkon kapısını açarak, ablasına :
– Ablacığım, havadaki şu kuğulara bak! Nasıl da telaşlı ve ürkmüşler değil mi? Saatlerdir böyleler ve nedense yere inmiyorlar, dedi.
Ablası Mehmet’in dediklerini dikkatlice dinledi ve Mehmet’in sözlerine hak verdi.
– Haklısın, Mehmetçiğim. Telaşlılar, biraz da yorulmuşlar. Bu yıl göç yolculuklarını bitirmişler ama yere konmuyorlar. Acaba neden ürküyorlar?
Abla kardeş sessizce, bir süre daha kuğuları izlediler. Nuray:
– Mehmetçiğim, sanırım ben bu durumun nedenini buldum, dedi.
Sonra odadaki kuyruklu piyanonun tuş takımı kapağını kaldırdı. Piyano önündeki tabureye oturdu. Odayı notalar doldurmaya başladı.
Nuray, kendi bestelediği bir eseri, tuşlara parmaklarını hafif hafif basarak, orta yavaşlıkta çalmaya başladı.
Siyah ve beyaz tuşlara sevgiyle basıyordu. Odadaki müzik balkon kapısından, sahile doğru akmaya başladı.
Sessiz sahilde Nuray’in bestesi, yıllardır olduğu gibi bu gecede huzurlu bir ortam yaratıyordu. Gökyüzündeki kuğular bu müziği tanıdılar.
Yıllardır göç ettikleri bu sahilde nice gece, gündüz Nuray’in bestelerini dinlemişler ve huzurla, yuvalarındaki yumurtadan yeni çıkmış civcivlerini büyütmüşlerdi.
Civcivler büyümüş, yavru olmuşlar, tüyleri uzamış, kanatları kuvvetlenmiş ve göç yoluna düzülmüşlerdi. Bu müzikle nice güzel anılar, sevdalar yaşamışlardı.
Bilge kuğu, kuğu sürüsüne önderlik etti ve müziğin klavuzluğunda, güvenle yere kondu. Sürüsü de kendisini takip ederek, kışı geçirecekleri sahile teker teker kondular.
Mehmet’in yüzü gülüyordu. Nuray, her zamanki gibi tatlı tatlı gülümsüyor ve kardeşinin mutlu olmasına seviniyordu. Birbirlerini ve kuğuları çok seviyorlardı.
16.01.2026 İstanbul
8 – 10 yaş için masal