Ya HEP olurum,
Ya da HİÇ.
BEN, SEN’le doluyum.
Ya TEK olurum,
Ya da bana eyvallah.
04.12.1997 İstanbul
19.06.2011 İstanbul
Ya HEP olurum,
Ya da HİÇ.
BEN, SEN’le doluyum.
Ya TEK olurum,
Ya da bana eyvallah.
04.12.1997 İstanbul
19.06.2011 İstanbul
Haziran’da ölmek zordur.(*)
Ölüm doğumu gözler.
Her ölüm bir doğumdur,
Her doğum bir gonca.
Gonca , bülbülü gözler
Bülbül gülü özler.
Haziran’da doğum güzeldir.
(*) 3 Haziran 1963 tarihinde ,Nazım Hikmet Ran’ın ölümü üzerine
Şair Hasan Hüseyin’in yazdığı şiirin adıdır.
19.06.2011 İstanbul
Hani güzel günlerimde yanımda olacaktın ?
Neden yanımda değil de seni üzenin yanındasın?
Hani bana gerçeği söyleyecektin?
Neden hala yalan söylemektesin ?
Hani ellerini ellerime verecektin?
Neden ellerini başka ellere teslim ettin?
Hani gözlerin dans edecekti, gözlerimle?
Neden ihanet ediyorsun bana, gözlerinle ?
Hani birlikte başlayıp, ulaşacaktık birlikteliğe?
Neden çılgın gibi koşuyorsun, senin olmayan geleceğe?
11.09.1997 İstanbul
17.06.2011 İstanbul
Çizim : Cenan Bayramoğlu
Kucak dolusu aşktan yaratıldık,
Doğduk , nefes aldık,
Emzirildik, toprak yüzlü kadınlarca.
Buğday kokladık, güneş topladık,
Kana kana su içtik, çeşme başlarında
Sevdalandık, toprak yüzlü kadınlara.
Gün geldi göç eyledik,
Alın teri döktük, bir ekmek uğruna.
Puşt zulasında bıçak sakladık
Kör kuyulu zindanlarda .
Sevda mektupları okuduk
Kışlaların kuytularında.
Sıcak tenli sigaralar tüttürdük
Toprak yüzlü kadınlara.
Oğul verdik ,kız aldık.
Çocuk verdik , mutluluk aldık.
Gün geldi üzdük , gün geldi üzüldük,
Uzak durduk, toprak yüzlü kadınlara.
Binbir yemin ettik , tutamadık;
Kır çiçeklerini aracı koyduk.
Topraktan geldik, sonunda döndük toprağa.
Binbir minnet, binbir şükran,
Bizi sarıp sarmalayan, sevip koklayan,
Toprak yüzlü kadınlara…
Yağlı boya resim :Ressam İbrahim Balaban- Köylü kadın
12.09.2000 İstanbul
16.06.2011 İstanbul
KİM İSTEMEZ Kİ…
Affetmek, güzel insanlara aittir.
Affet ki güzelleşesin!
Kim güzel insan olmak istemez ki?
Unutmak, yeniden başlamaktır.
Başla ki; unuttuğunu zannettiğini gerçekten unutasın.
Başla ki; yaşama yeniden tutunasın .
Değmez mi ?
Hatırlamak yaşama dairdir.
Bazen insan olmayı hatırlamak gerekir,
Dünyayı cennete çevirmek için.
Cennet sevdiğinle güzel değil mi?
Fotoğraf : Deniz Bayramoğlu
12.06.2000 İstanbul
16.06.2011 İstanbul
Mektupların gelmez oldu,
Yüreğin benim için çarpıyor mu?
Hüznün, sevincin, özlemin
Kağıttan kelebeklerin uçmaz oldu.
Dört duvar , demir parmaklıklar…
Ulaşmaz oldu , gözyaşı kokulu mektuplar;
Kara güneş altındaki sevdiğimin.
Yaşam sevincine boğacak,
Gül kokulu öpücüklerle avutacak,
Kara zindanların kuytularında.
Mektupların gelmez oldu,
Güneşin doğuyor mu?
Sessizliğin duyulmaz oldu,
Bir zamandır , yolunu gözlediğim.
Elin elime değmez oldu.
(Zindanda su gibidir)
Eline değen mektuplar yetiyordu.
(Zindanda ekmek gibidir)
Yaşamın karanlığı siliniyordu.
(Zindanda eylem gibidir)
Çiçekler yağıyordu , üstüme üstüme,
(Zindanda devrim gibidir)
Senin mektupların gelende.
Mektupların gelmez oldu,
Yaşamın şiiri yaşıyor mu ?
16.06.2011 İstanbul
Bir göz değimi selamlayıp yoluna devam ettin.
Farkında mısın, yüreğime ok gibi değdiğinin?
Müthiş yağmura, rüzgarla savrulan damlalara
Teslim olduğum aşinadır, gözlerindeki oklara.
Hazırlıksız yakalandım;yaşamın getirdiklerine
Ki geleceğin belliydi; sevdalandım güzelliğine.
Bilirim; yaşamın getirdiklerine kırılmanın
Anlamsızlığını ve düş kırıklığına kapılmanın.
Gözleri okuyacak kadar deneyimliyimdir; okudum.
Sen mutluluğu arıyordun, bense şiirle doluydum.
Bir nefes alımı kucaklayıp yoluna devam ettin.
Farkında mısın, gecelerime sonsuza dek yerleştiğinin?
10.02.2012 İstanbul
15.06.2011 İstanbul
Köşe başında hanımeli çiçeği
Gelinliğini giymişti.
Eğildim , kokladım:
Sen koktun.
Balkonuma beyaz güvercin kondu.
Gözlerine , gözlerine baktım :
Sen baktın.
Dün aldığım lale soğanları
Bugün lalelerini açtı.
Dikkatlice baktım:
Açan sendin,
Sevdiceğim.
14.06.2011 İstanbul
Fotoğraf : İlhan Katkat – Kaçkar Lalesi
Yıllar, yıllar önce,
Delikanlığımın ilk sayfalarında,
Bir yaz başlangıcında rastladım O’na.
Sararmış taştan dede evinin toprak damında
Ürkek ve yaralı Ceylan’ıma.
Her sabah, ışıl ışıl gün doğanda,
Dede evinin gül kokulu avlusunda,
Ürkek ve yaralı Ceylan’ımı seyretmek
Yaşam sevincim oldu,bir anda.
Güneşe merhaba diyen ağaçlar,
Avluyu ve Ceylan’ımı koruyan asmalar,
Mahcup kanatlar çırpan güvercinler gibi
Yüreğim-yüreğim atan beni saklar
ve Ben; ürkek ve yaralı Ceylan’ımı,
Masum çocukluğumun sevdasını izler,
Geceleri düşlerime hapsederdim.
Güzelliğiyle ürkek ve yaralı Ceylan’ım
Düşlerimde taht kurmuş,
Kocaman ceylan gözlerinin ışığında
İlk gençliğimin heyecanlarını yaşar,
Gökyüzünde, yusuftutan kuşlar misali
Dede evinin üzerinde uçar, uçardım.
Suya hasret topraklarda Ceylan’ım için;
Gül yüzüne benzeyen güller yetiştirir,
Küçük mutluluklarla yetinen,
Sevgiye aç delikanlı yüreğimin
En korunaklı sevda köşelerinde
Onun için bülbüller beslerdim.
Deryalar misali duru güzelliği,
Uzun ince bacakları, kıvrak vücudu,
Alımlı bedeni ve ceylan ürkekliği
Gözlerimin içine tutsak olmuş;
Unutamaz, unutmak istemezdim.
Günler, günler boyunca ürkek ve yaralı
Ceylan’ımı izledim; yokluktan gelip
Kara yalnızlığa, başlık parası uğruna
Mahkum edilen masum güzelliğini.
Kendisini tutsak eden evin damında
Sevmemenin, sevilmemenin yalnızlığını
Kendi yalnızlığı ile paylaşırdı.
ve Ben, taş kalpli duvarların ardında,
Gül kokularını kendime siper edip
Ürkek ve yaralı Ceylan’ımı izlerdim.
Yalnızlığın dört duvar arasındaki zindanında,
Kopkoyu geceleri yaşamak zorunda bırakılan
Ürkek ve yaralı Ceylan’ım güneşe çıktığında
Uzaklara, suya hasret ovaya ,
Yaşamının ilk yıllarını paylaştığı,
Anasının, babasının ve kardeşlerinin yaşadığı
Arıkovanı evlere bakar ve onlara
Korkunç sessiz çığlıklarını yollardı.
Her ikimiz de ürkektik;
O yaralı ve yalnız ceylan,
Ben ise yaralı ceylanıma Mecnundum.
Ben bahçenin taş duvarları ardında,
O, bir tutam yaşamının sığınağında,
Bu mahcup kovalamacayı birlikte yaşadık.
Ta ki yüreklere ağıt düşüren
O elim olay yaşanıncaya dek.
O sabah, kaçak sevdamıza
Gözcülük eden kara üzüm asması boyun eğmiş,
Açan güller yapraklarını dökmüştü.
Taş avlu feryat figana durmuş,
Ürkek ve yaralı Ceylan’ım
Gidilip de dönülmeyen yolculuğa
Zamansız ve bensiz çıkmıştı.
Taş avluyu pembemsi kan bürümüş,
Ürkek ve yaralı Ceylan’ımın yarı açık gözleri
Yüreğime bir ok gibi saplanmıştı.
Minik ağzı, Ceylan’ımın kaderini damlatıyor ,
ve benim delikanlı gözyaşlarıma karışıyordu.
Ne Ceylan’ımın sesi çıkıyordu,
Ne de benim sesim soluğum yaşıyor.
Hıçkırıklarım gözyaşlarıma saklandı
ve Ben, ürkek delikanlılığımı,
O günden beri yüreğime hapsettim.
Yıllar, yıllar sonra,
İhtiyarlığımın son sayfalarını yaşadığım dönemde,
Hatırladım O’nu bir yaz başlangıcında.
Ve Yüreğimi sızlatan soruyu sordum kendime:
İntihar mı, yoksa kaza mı ?
Bir bilinmezdi, yaşandı ve kısa bitti.
Not: Şiiri yazarken, Mehmet Faraç’ın – Damdaki zarif yabancı
yazısından yararlandım.
Aydınlık gazetesi 04.06.2011

Uçsuz bucaksız derinliklerde
Saklanan gizemli, karanlık yüzlüm.
Ben sevda, ben us, ben madde.
Sen, geçmişimdeki bilinmez gülüm.
Gücümün ayrılmaz diğer parçası,
Karanlık peçeli, bilinmez yoldaşım,
Maddeme yabancı, bilgime el kapısı,
Nazlı güzelim, mazideki karındaşım.
Hapset karanlığına, ışığımla beni.
Boşluğumdaki hayalet varlığım,
Neden kendinden itiyorsun beni?
Köşe kapmacalarınla bunaldığım.
Uzaklaşırken sonsuza, genişletiyorsun
Yaratılmış ilk günkü birlikteliğimizi.
Alın yazımızı tükenerek değiştiriyorsun,
Karanlık derinliğine hapsederek sevgimizi.
07.06.2011 İstanbul