Aşk Acısı

  • “Seni sevmek istemiyorum artık, anlamıyor musun? Seninle aynı servise binmek, aynı yemekhanede yemek yemek istemiyorum. Seni görmek istemiyorum.”

N’in günlerdir uykusuz kalmasına, acı çekmesine neden suçlu genç, bu sözler karşısında çaresiz kalmıştı. Cevap veremiyor, sadece acı çektiğini ifade etmek için iniltiye benzer bir ses çıkarıyordu.

  • ‘Neymiş efendim, aniden şirket görevlendirmiş, görev yerine gitmek zorunda kalmış, görev çok gizliymiş de onun için mesaj dahi atamamış . Geç bunları arkadaş geç, ben bunları yutmam. Sen benim güvenimi kaybettin. Sen tam bir çocuk gibi davrandın. Şunu anladım arkadaş, sende aile kurma sorumluluğunu alabilecek cesaret yok.”

N.’i hipnotize eden doktor danışanını uyandırmak veya biraz daha içini dökmesine izin vermek konusunda ikircikli kaldı. Danışanı N. son üç aydır bir kaç terapiye gelmiş, beklediği sonucu alamamıştı.

  • “Ben hayatta en çok yalnız, rüzgara karşı yaz kış direnen, asırlık ağaçları severim. Bir tepede, rüzgarda yapraklarının çıkardığı sesi, sırtımı yaslayıp, gözlerimi kapayıp, huzur içinde dinlemek istiyorum. Çok acı çekiyorum , sırtımı yasladım ama heybetli sandığım ağaç köklerinden sökülüp, devrildi.”
  • “Ağaca çok mu yüklendin? Belki o da sana sırtını yaslama ihtiyacı duyuyordu?” diye sordu, doktor.

Doktor, kapalı kutuyu yavaş yavaş açmayı bu defasında başarıyordu. N. hipnotize edilmiş, kapalı gözlerinden bir kaç damla gözyaşı geliyordu. Acı çektiği anlaşılıyordu ama bu anları yaşaması gerekiyordu. Kutunun kapağı açılmalı ve kutunun içindeki beyaz atlı prens ile hesaplaşmalıydı.

  • “Bak şuna razıyım, eğer kabul edersen ben de kabul ederim. Benim işime kendimi vermem için senin artık bölüm değiştirmen gerekir. Diğer herhangi bir bölüme geçebilirsin, böylelikle birbirimizin hayatını daha az rahatsız etmiş oluruz. Bundan sonra ben işe kendi arabamla gidip geleceğim, servise binmeyeceğim.”

Görev dönüşü yemek hanede aynı masaya oturmuşlardı. O yine sakin, huzur verici yüz ifadesi yüzünde, N’ın yüreğini hoplatan varlığı ve sesiyle hemen karşısına oturmuş ” N. afiyet olsun , aniden göreve gönderdiler, ne sana ne de aileme mesaj bırakmamı istemediler, dün döndüm, nasılsın?” demişti.

N. bir an tereddüt içinde kalmış, nasıl bir tepki vereceğine karar verememişti. Halbuki günlerce vereceği tepkinin nasıl olacağını, her türlü detayı ile planlamış ve karara varmıştı.

  • Yüzüne bakmayacağım, görmezden geleceğim, kalbini kuracağım, bu davranışını burnunda fitil fitil getireceğim. Sen misin çekip giden, sen misin, önce kalbimi çalıp, sonra selam sabah vermeden bunca ay ortadan kaybolan. Beynimin tüm gücünü aldın arkadaş, sana artık orada yer yok, diyeceğim.

Gözleri yeniden birleşti, yemek her ikisine de zehir olmuştu zira N. bakışları ile hırpalıyor, tokat atıyor, bağırıp çağırıyordu. O ise karşısında görevin verdiği sorumluluk duygusu ile N’a olan koruyucu sevgisinin verdiği ruh haliyle N’ın yüreğinin derinlerindeki korunaklı bölgeye nüfuz etmesini başarıyordu.

N. yavaş yavaş bu duruma razı olmaya başladı. Beyninden çıksın ama çok uzaklaşmasın, boş olan kalbine yeniden yerleşsin, razıydı, artık. Oranın gerçek sahibi O’ydu. Bunu N. uzun zamandır hissediyor, kabul ediyordu. Biraz tepkisinde çok ileri mi gitmişti? Bir tanesini çok mu üzmüştü? Kıyamazdı O’na.

Gözlerin buluşması, ellerin buluşmasına kadar ileri gidecek miydi? İlk adımı kim atacaktı? Serviste ilk adımı N. atmış ve boş olan yanındaki koltuğa oturmuş, iyi akşamlar demişti. Acaba pencere önüne oturabilir miyim? demiş ve muhabbeti başlatan ilk kendisi olmuştu. İkisinin de yeni yetme delikanlı ve kızlar gibi yüzleri kızarmış, yol boyunca başka bir söz söyleme cesareti gösterememişlerdi.

Ertesi gün yemekhanede ikisi de gözleri ile birbirlerini aramış, buluşmuş, aynı boş masaya oturmuşlardı. Yemek boyunca muhabbetleri, birbirlerini tanıma soruları ümit vericiydi. N, bunu ablası gibi sevdiği, şirketteki sırdaşı S’e anlattığında , onun ifadesiydi, bu :

  • N, senden ümitliyim, bu kalbin sahibi sen olacaksın, göster kendini.

Doktor,

  • – Üçe kadar sayıp, parmaklarımı şıklatınca uyanacaksın, N, dedi.

N. gözlerini açtı, bir kaç dakika , olan biteni, nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Yeniden gerçek dünyaya uyum sağlamaya başlamış, hekimi tanımıştı. Gülümsedi. Bu her zamanki tatlı gülümsemesiydi. O’nun aşık olduğu gülümseme buydu.

  • – Teşekkür ederim, doktor bey, sayenizde bir süredir kafamdaki sorunu çözdüm, dedi N. Yüreğim her zamanki gibi, O’na misafirperverliğini gösterdi. O’nun yeri, bundan sonra sonsuza dek yüreğim olacak. Gerektiğinde Sırtımı O’na yaslayacağım, onun bana ihtiyacı olduğunda sırtıma yaslanmasına izin vereceğim.
  • – Her ikinize de başarılar, bol şanslar diliyorum, N. İhtiyacın olduğunda bana gelip, içini dökeceğini biliyorsun değil mi?
  • Mayıs 2025 İstanbul

Öykü içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yağmurdan Sonra Açan Güneş

Dışarda yer yerinden oynuyor, kurşuni gökyüzü ruhları bunaltmış, çiseleyen yağmur bütün şiddeti ile devam ediyordu. Gün yağmurla başlamış, yağmurla devam ediyordu. N. son kolye serisi için günlerdir çizimler yapıyor, sahibi olduğu atölyede örnek ürünler ürettiriyordu ama sonuç beklediği gibi olmuyordu. Yaptığı iş bir türlü içine sinmiyordu.

– Arkadaşlar ben çıkıyorum , siz de saati geldiğinde çıkarsınız, yarın görüşmek üzere.

Gününü verimsiz geçirdiğine yanmıyor, içinde duyduğu bu rahatsızlığa neyin neden olduğunu bulamaması, canını sıkıyordu.

Cep telefonunda yüklü uygulama ile çağırdığı otonom sürüşlü araç birazdan gelecek. Yağmurluğunu giymiş, şemsiyenin altına sığınmıştı.

N, takı tasarımları yapan ve kendi tasarımı ürünleri üretip, ticareti ile para kazanan bir iş kadını. Aynı zamanda ürünlerinin internet üzerinde tanıtıp fenomen olan yeni kuşak gençlerden. Milyonlarca takipçisi var ve bu uğraşı N’yı mutlu ediyor.

Beklediği otonom sürüşlü araç sonunda geldi. N. aceleyle araca bindi. Islanmıştı ve bu durum onu biraz daha sinirli yapmıştı. Nedense bugün herşey ters gidiyordu. Araç sürücüsüz idi buna karşın ön yan  koltukta bir bey, arabanın kontrol paneli ile meşgul, klavyeye kimi vuruşlar yapıyor, ekranda bir takım satırlar aşağıdan yukarı akıyordu.

– Hanımefendi, sizin gitmek istediğiniz güzergah üzerinde ilk seferimizi yaptığımızdan, teknik kontrol teknisyeni olarak bu seyahat sırasında benim de araçda bulunmam, umarım sizi rahatsız etmez.

– Benim için sorun olmaz yeter ki varmak istediğim yere sağ salim varayım, dedi, biraz sinirle, N.

Dışarda yağmur dinmek bilmiyor. N. huzursuzluğunun nedenini bir türlü bulamıyor. Ön koltukta oturan teknisyen kendini yaptığı işe vermişti. Aynı zamanda elektrikli olan aracın içinde sessizliği klavye tıkırtıları bozuyordu.

N.’yi daldığı düşüncelerinden  çıkaran , arama teknisyenin cep telefonun çağrı müziği oldu. Uzun yıllar öncesi çok popüler olan, günümüzde sadece düğünlerde çalınan bir şarkıydı.

” Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek
Dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek”

Bu müziği kendisi de çok severdi ve günümüzde bu müziği cep telefonunda çağrı müziği yapan birinin var olması , kendisini biraz da şaşırttı. Teknisyen telefon görüşmesini kısa tuttu, işine geri döndü.

– Özür dilerim, şirketten aradılar, cevap vermem gerekliydi, dedi.

– Bu müziği günümüzde dinleyen kaldı mı? Biraz şaşırdım. Benim de sevdiğim bir şarkı.

N. aniden, internetteki takipçilerinden, yüzünü kapatmak için, başındaki siperli fötr şapkayı gözlerine kadar indiren , rumuz olarak Sinbad’i kullanan gizemli genç ile yorumda karşılıklı yazışmasını hatırladı. O da sayfasındaki takipçilerine  sorduğu soruya, en çok sevdiği şarkının bu şarkının olduğunu yazmıştı.

Aslında o takipçisine dikkati çekmesine neden olan müzisyen arkadaşı İ. olmuştu. Kendisinin ve arkadaşının internet sayfasını takip eden gizemli takipçi için İ. , bu kişinin müzik beğenisini beğendiğini, biraz da sistemle, “Nedense benim diyalog kurma çabalarıma yanaşmadı.Biraz kendini beğenmiş bir tip!” Demişti.

N, bunun üzerine bu takipçisini daha yakından tanımak için, sayfasında  takipçilerine çeşitli sorular da sormaya başlamıştı. En çok beğendiğiniz edebi eser kahramanı nedir? Sorusuna Binbir gece masallarından birindeki masal kahramanı olan Sinbad olduğunu yazmıştı. Takipçisinin sayfasına girip incelediğinde, teknisyen olduğunu, hobi olarak, kitap okumak, müzik dinlemek de seçeneklerini işaretlediğini görmüştü. Bir telefon çağrı müziğinin kendisine bunları hatırlatması, N’yı şaşırtmıştı.

Dün gece uykusu kaçması ile bir karar vermişti. Bir haftalığına şehirden uzaklaşacak, ülkenin güneyindeki bölgeye giderek, oradaki yerel halka karışacak , yarattıkları yerel giysi, takı gibi zenginlikleri inceleyecek, yaratıcılığını yeniden canlandıracak ruh haline gelmeye çalışacaktı. Belki bu şekilde içindeki sıkıntıyı yok edebilir, yeniden işine dikkatini verebilirdi.

– Bu zamanda insanlar pek bu tür şarkıları dinlemiyor, roman, şiir de okumuyorlar. Hele teknik insanlar daha uzak duruyorlar.

Bu sözlerin üzerine teknisyen itiraz etti, biraz üzerine alınmıştı.

– Ben dinlerim ve şiir roman gibi edebi eserleri okumaktan da hoşlanırım, dedi .

N, yakın zamanda, iki teknik insanın müzik ve kitap okuma konusunda kendisini yanılttığını kabul etti. Demek ki insanlara karşı, mesleklere karşı ön yargılı olmamak gerekiyordu. Bir soru daha sorarak takipçisinden aldığı cevabın benzerini alabilecek mi? Merakına düştü.

– Madem öyle sizi  en çok etkileyen kitabın adını söyler misiniz?

– Binbir gece masalları beni çok etkiledi, sabahlara kadar okuduğum zamanlar oldu. Hayatta en çok istediğim, bir gün bir sevdiğim olur da birlikte yaşarsam, binbir gece masallarının hepsini sevdiğim kadınla birlikte yeniden okumak olacak.

Teknisyen bu sözleri söylerken yüzünü N’a dönmüştü. Teknisyenin burnu,  çene yapisi ve dudakları N’ın dikkatini çekti. Gizemli takipçisinin yüzünün görülen kısmını çağrıştırıyordu. O, fötr şapka ile gözlerini saklamış, saç rengi ve çehrenin görülen kısımları görünüyordu. N, bu gizemli yüzü iyice incelemişti.

Hayat tesadüflerle doludur. Tesadüfler bazen  insanı yeni heyecanlara, yeni yaşam sevinçleri yaşamasına neden olur. Her karanlık, yağmurlu günün sonunda, güneş yeniden doğar, hislerimiz bizi yeniden hayata bağlar. O tesadüfü yaşıyor olmayayım, diye düşündü, N.

Varacağı yere de yaklaşmışlardı. Birazdan araçtan inecekti. N,  kafasında soru işaretinin kalmasını istemiyordu.

– Siz, isim olarak en çok Sinbad’i seversiniz , değil mi?

Riske girerek bu soruyu sormak zorundaydı, ancak o zaman emin olurdu.

Teknisyen:
– Doğru bildiniz, tam isabet diye cevapladı. Biraz da şaşırarak.

N, artık adı gibi emindi, tesadüf gerçekleşmiş, takipçisi ile aynı araçta olduğunu anlamıştı. Karşısındaki, gizemli teknisyendi. İ’e yakınlık göstermeyen bu kişi, bu kısa diyalog sırasında , pek sıcak olmasa da pek de kendini beğenmiş hal göstermemişti. İçi adama ısınmış, biraz da beğenmişti. Bu adımı atmak zorundaydı.

– Benimle bir gün akşam yemeğine çıkar mısınız?

N, bu teklifi teknisyenin gözlerinin içine bakarak yaptı . Teknisyen gülümsedi.

– Sinbad bey, beni kırmadığınız için teşekkür ederim. İş seyahati dönüşü size mesajı sayfamdan atarım. İyi günler.

Yağmur durmuş, güneş yeniden doğmuştu. Nemli havada kırılan güneş ışınları caddedeki su birikintilerine karışıyordu. N, kendi kendine  şarkı mırıldandığının farkına vardı.

” Sen kalbimin mehtabısın, güneşisin
Sen ruhumun vazgeçilmez bir eşisin”

Öykü içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yapay Zeka’nın Bir Hediyesi

N. ve S. birbirlerine sarılmış, hüngür hüngür ağlıyordu. İ, ben size, siz akrabasınız , dememiş miydim!

N. ve S. uzun zamandır aynı şirkette çalışıyorlardı.Tanıştıklarında
birbirlerine kanları kaynamıştı. Her biri diğerinin dert ortağı olmuş, işten sıkıldıklarında, hayatlarında çözemedikleri bir sorun olduğunda, bir dostun desteğine ihtiyaç duyduklarında bir köşeye çekilir, dertleşirlerdi. Kız kardeşten de öteydiler.

Yeni sürüm yapay zeka programı piyasada çok ilgi görmüştü. N. resmini yapay zekaya çizdirdiğinde sonuçtan çok memnun kalmış, kişisel sayfasında paylaşmıştı. Şirkette hemen hemen herkes bu modaya uymuştu. S. öğle yemeğinde kendi çizimini N. ile İ’e gösteriyordu.

İ. aynı şirkette yeni işe başlayan, hayat dolu genç bir arkadaştı. Şirkette yapay zeka ürünleri üreten ve tanıtımlarda kullanılmasını sağlayan birimde çalışıyordu. Şirketin günümüzde önem verdiği sanal ortam içeriklerde payı olan bir çalışanı idi.

İ, N. ve S’in cep telefonlarını yan yana getirerek, yapay zeka çizimlerine hayretle baktı. İlk tepkisi, siz akraba mısınız? oldu. Yapay zeka programı, öyle anlaşılıyor ki, iki çehre üzerinde çalışırken ortak özellikleri S’in çiziminde kullanmış ve akrabalar arasındaki özellikleri belirginleştirmiş,  İ. de bunu fark ederek dile getirmiş.

İkisi de şaşırdılar. Elbette akraba değillerdi. N, ülkenin kuzeyindeki bir aileden, S. ise başkentte yaşayan bir aileden geliyordu. Bir kaç yıl evvel, S., eşi ve çocukları ile birlikte,N’ın memleketinde tatil yapmışlar ve N’ın ailesi ile tanışmış, muhabbet etmişti. Bir akrabalık olsaydı bu tanışma sırasında ortaya çıkardı.

Gece uykusu kaçan N, bu soruyu gece boyunca düşündü . S’i ablası gibi candan seviyordu ama bunun nedeni olarak daha çok, başkentte yalnız olmanın getirdiği, dertleşeceği bir büyüğünün ihtiyacı olarak kabul ediyordu. Üniversite sonrası yıllarda, ailesinden uzakta yaşaması, hayatta çok sevdiği babasından uzak olması, kimi zaman uykusuz kalmasına neden oluyor, şirkette, yemek arasında S. ablasına sığınmak ihtiyacı duyuyordu.

N, ertesi gün yemek molasında, şirketin bahçesinde babasını cep telefonundan aradı. Sağlığını ve evdekileri sordu.  Sesindeki farklılık babasının da dikkatini çekmişti. Babası kızının her ruhsal durumunu sesinden algılardı, N’ın aklının bir şeye takıldığını anlamıştı.

– Aklına takılan nedir? Kızım bana anlatmak ister misin?
– Gülmeyeceksin, önce söz ver, Babam.

N, başından geçen olayı, İ’in tepkisini anlattı.

– Babam, S. ve ailesini hatırlıyorsun, tanıştırmıştım. Bizim aile ile ortak akrabalık ilişkisi olabilir mi? Bana olamaz gibi geliyor ama yine de aklıma takıldı.

– N, biliyorsun, hem benim hem de annenin ailesi, bölgemizden ayrılmamışız. Başkentte ne tanıdığımız var ne de bulunduk. Yanlış hatırlamıyorsam , babam askerlik görevi sırasında, doktor olarak güneydeki bir şehirde altı ay gibi görev yapmış, anlatırdı. Güzel günler geçirmiş, güzel insanlarla tanışmış. Bizim gibi yerleşik ailelerde gurbette günler biraz zor geçer. Sen ailemiz içindeki tek örnek sensin. Kızım, seninle her zaman gurur duydum. Yıllardır gurbettesin ve dimdik ayaktasın. Seni çok özledik, burnumuzda tütüyorsun. Ne zaman geleceksin?

– Babam, ilk tatilde yanınızdayım. Kendini üzme, anneme iyi bak. İşe dönmeliyim.

S, bir kaç gündür N’ın işe kendini veremediğini gördüğünden, iş çıkışı birlikte bir şeyler içmeye davet etmiş. Amacı, kardeşi gibi sevdiği N’ın kafasını neye taktığını anlamaktı. N, İ’in sözünü ettiği akrabalık konusunun kendisini etkilediğini, kendisi ile akraba olma olasılığının olup olmadığını araştırmak için babası ile yaptığı telefon görüşmesini, babasından aldığı yanıtları, heyecanla anlattı.

– N, sana iki gün izin veriyorum, dağda, bayırda gez biraz, hava al. Bu sıralar sana çok iş yükledim, dinlen biraz. Döndüğünde bu konuyu yeniden konuşalım, olur mu?

S. de aslında kafasını kurcalayan akraba olma olasılığını eşi ile paylaşmış ve eşi kendisini, bir gen mühendisi arkadaşına yönlendirmişti. S. ertesi gün gen mühendisin şirketine uğramış ve kafalarındaki bu sorunun cevabını bulmanın tek yönteminin,  her ikisinin DNA analizinin sonucunda olduğunu söylemişti.

N. işe döndüğünde yine durgun idi ve kafası karışık ruhsal durumunu koruyordu. S. bunu gözlemlediğinden, bu testi yaptırmanın zorunlu olduğuna ikna oldu. Konuyu N’a öğlen yemeği sonrası açtı. S:

– Öğleden sonra her ikimize de izin veriyorum, dedi . Kalk gidiyoruz ve bana hiç soru sormuyorsun.

N , S. ablasına teslim olmuştu. Nereye gitmesini istiyorsa giderdi , yeter ki yanında olduğunu, kendisini koruduğunu hissetsin.
Şirketten girdiğinde kendilerini karşılayan mühendis onları bir odaya aldı ve başbaşa bıraktı. N’ın ellerini ellerine alan S, ne yapmak istediğini anlattı. Sadece bir test yaptıracaklar ve çıkıp gideceklerdi. Bir kaç gün sonrası test sonucuna göre kafalarındaki sorunun cevabını bulmuş olacaklardı. Sonuç ne olursa olsun, kendisinin kız kardeşi olarak kalacağını N ‘a söyledi. Sevgi dolu sözler N’ın ihtiyacı olduğu sözler idi.

Cep telefonundan babasına müjdeyi verdiğinde çok heyecanlıydı.

– Baba bir kızın daha oldu. S. ile akrabaymışız. İ. haklıymış. Hafta sonu S. ile elini öpmeye geliyoruz. 2025 – Mayıs – İstanbul

Öykü içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

İflah Olmaz Ruhum

Yıldızlardan haber getiren melek
Zaman ve mekânın sabır bahçeleri
Cesaretim , alevden bir gömlek
Ruhumun sırrı, yaşamın hikmetleri.

Uykularımı besleyen zafer rüyası
Renklerin neşesi, alaca sabahta
Azaplı tereddütler, yıldız kasırgası
Ruhumun katıksız ekmeği, hayatta.

23.07.1980 İstanbul

Felsefi şiirler içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yıldız Işığında Yolculuk

Müziğin cümleleri, yıldızlı mistik geceler
Solmuş resim edası, gölge yürüyüşler
Uzaklardaki hatıra, bir yastıkta uyuyanlar
Birbirlerinin rüyalarına çoktan yabancılar.

Gemilerin uğramadığı açık deniz yalnızlığı
İçimizdeki özlemin kış güneşi yabancılığı
Bize kapalı cennet bahçeleri kuytuluğu
Yaşadığımız, iç alemin meçhul yolculuğu.

21.12.2023 İstanbul

Felsefi şiirler içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Çocuk Ellerin

Yıldızların sofrasında,
Ayın dilini bilen rüyada
Uykularına sızan insanlar.

Yaradılışın ilk sabah gizi,
Uyunan şehir, zaman denizi
Sis düdüklerini selamlar.

Zamandan çıkmış gibisin
Esmer bulut parçası gülüşün
Güneş avcısı çocuk eller.

02.12.2004 İstanbul

Sevda şiirleri içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Gazze’de Duran Zaman

Kesif karanlığa adeta serpilmiş yakarış
Büyük acılardan müteşekkil şanlı direniş
Kimliği kollarına yazılan kanatsız melekler
Günlerdir kanat çırpmıyor gökte güvercinler
Nereden geldiği görülmeyen parıltılar
Birlikte ölmemek için ayrı yatan çocuklar
Çocukların ölüm sırasını beklediği vatan
Gazze’de fosfor denizinde duran zaman

25.11.2023 İstanbul

Politik şiirler içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Şirinim, Şirin. Filistin

Seni ilk gördügümde küçük bir bebektin
Baban, bu benim direnen Filistinim dedi
Annen, bu benim tarihim Filistinim dedi
Ah! şirinim, Şirin. Filistinim
Ben senin gözlerinde Filistin’i gördüm
Saçlarında Gazze açıklarındaki dalgaları
Sesinde Filistin şarkılarını dinledim.

Baban sana Filistinim diye sarılırdı
Annen seni Filistinim diye koklardı
Bilseydim, Ah! O günlerde kaderini
Ah! şirinim, Şirin. Filistinim
Seni Filistinim diye kucaklardım
Senden sonra, her sabah Şirinim doğacak
Anneler Şirinim diye ninniler söyleyecek.

Sen Filistinim, Şirinim, büyüdün anne oldun
Kızlarını göremedim; Filistin deyince görüyorum
Kızlarını kucaklayamadım, Füze evinize düşünce
Şirinim, şirin Filistinim diye kucaklıyorum.
Ah! şirinim, Şirin. Filistinim
Kalbim Şirinim diye atacak, senden sonra
İnsanlığım Filistinim diye sızlayacak.

14.10.2023 İstanbul

Not: Şirin, dostumun biricik şiriniydi. Gazze’siydi, Filistiniydi.
Kendisini ve ailesi Uzun yıllar evvel Universitede tanımışdım.
Ailesinin tüm bireyleri; karısı, şirin kızı ve 2 kız torunu bir füze saldırısında şehit oldu.
Allah rahmet eylesin.

Diğer şiirler içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sonbahar aşkı

Rengarenk yapraklar sonbahar rüzgarı misali dolanır rüyalarımda, sarar bulutlar.
Gözlerin sonbahar kadar güzel.

Güneşin sıcaklığı gülümser uykumun soğukluğunda, salınır çiçekler ateş saçlarında.
Sözlerin sonbahar kadar müjdeli.

Sonbahar anılarımız yaşlanır solan yapraklar misali,hayatımızın son deminde sonbahar yağmuru yaşanır.
Saçların sonbahar kadar dağınık.

07.03.1979 İstanbul

Sevda şiirleri içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

İkililer

Yanıp sönen güneşin şavkı
Yosun kokar denizin aşkı

Denize düşen ay manzarası
Yüreğimi dağlar hayat tasası

Erkenden yola çıkan yelkenli
Meçhul limana varmış, belli

Özlemle beslenen hayâl âlemi
Hasret kuşu besler dünyamı

02.04.1989 İstanbul

Beyitler içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın