Mutluluk ve Anı yaşamak

“Yoldayken sadece yetişmeyi düşünmeyin,
Anı yaşayarak mutluluğu elde etmeye çalışın…” Nuray

Sevgili Nuray anı yaşamanın bir yetenek, bir istek, bir birikim , sabır işi olduğunu düşünüyorum. Tadını almak , hayat yolunda , bir çeşme başında durup, doya doya pınar suyunu içmek gibi.

Anı yaşarken, anın farkında olmak, geçmişteki anlardan farkını hissetmek, farklı olmasını sağlamak , harcanan emeğin sonucudur. Farkındalığın farkına varmamıza Engel, günlük koşuşturmaları özelimizden yeterince yalıtamamamız ve onun esiri olmamız.

Anlar, zaman içinde bir zincir olur , anılar bir hayat olur, bir hayat dünden geleceğe bir köprü olur, sevdiklerimizle birlikte, sevdiklerimize bıraktığımız bir miras olur. Bize kalan ise , bizde yarattığı hoş duygular, bize yaşattığı mutluluktur.

Anılar, güler yüzlü anılar, gözyaşlarına boğulan anılar, aylar, haftalar, yıllar boyu anların koşturduğu, varlığımızın rengarenk can bulduğu hayatımız.

Anılarla dopdolu, anların şen şakrak çocuklar gibi anılarımızda koşturduğu yaşamımızın olması dileğiyle…

Kendine iyi bak.

İstanbul’dan Beijing’e kucak dolusu selam ve sevgiler.

4 Eylül 2025 İstanbul

Deneme içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Dost ve Ayna

“İyi dost , ayna gibi…” Nuray

Bir insanın dostluğunu kazanmak bazen çetin bir uğraş gerektirir.Bazı dostlar için, kılı kırk yararız, onları diğer dostlardan ayırırız.

Kazandığımız her iyi dost, hayata açılan yeni bir pencere gibidir. Kimi dost, diğer dostlardan farklıdır bunu zaman içinde fark ederiz.

Dünyamızı aydınlatır, geniş ufuklara bakmamızı, bakış açımızı genişletmemizi sağlar. Uyarır, destekler, önemser, derdimizi dert edinir.

Hayattan, insanlardan el ayak çekmek istediğimizde, insanlar arasında kendimizi yalnız hissettiğimizde , aradığımız can yoldaşı , dostumuz olur.

Dostluklar eskidikçe değerlenir . Antikacılar eski aynalara yüksek değer biçer. Sırı yer yer dökülmüş, sararmış ayna karşısında hayatla olan ilişkimizde daha bir gerçekçi tavır alırız, yapmacık davranışlardan uzak dururuz zira yıllanmış aynanın kül yutmayacağını biliriz.

“Aynalar yalan söylemez ” derler, iyi dostlar da söylemez. Yalan söylemeyen iyi dostlara sıkı sıkı sarılmak, ellerini bırakmamak gerektiğini düşünüyorum.

6 Eylül 2025 İstanbul

Deneme içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yoksul Çoban Niulang ve Gök tanrısının kızı Zhinü’nün efsanesi

Yoksul Çoban sevdiği karısına kavuştuğunda
Biri kız biri erkek çocuklarının bayramı olacak
Gök tanrısı kızını sevgilisine bağışladığında
En çok sevinen derisini veren öküz olacak

Yılda bir de olsa kurulan Samanyolu köprüsüdür
Binlerce yıldır genç kızların ay ışığında dinlediği
Bu aşkı kutsayan saksağanların aşk türküsüdür
Dilerim kavuşur dünyada her seven ile sevdiceği

12.08.2020 Istanbul – Çin efsanesi

Çin efsaneleri içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Derin Yalnızlık

  • M. Amca telefon size, kızınız arıyor.

Pencereden bahçedeki hareketliliği gözleyen M. Sağaltım evinin küçük ve tek kişilik odasında derin yalnızlığını yaşamaktaydı. Odaya giren hemşireye sorgulayan gözlerle bakıyordu.

  • Kızınız A. hanım telefonda, ülkeye bugün giriş yapmış, şu an oteldeymiş. Sizinle görüşmek istiyor, buyurun.

M. Cep telefonunu aldı ve acemice tutarak konuşmaya başladı.

  • Ben M. Buyurun. Kimsiniz?
  • Baba ben, kızın A. Yeni geldim, otele yerleştim, yarın ziyaretine geleceğim, gelirken sana ne getireyim? Bir şey ister misin?
  • F. Sen misin? Evimize ne zaman geleceksin? Kızımız her gün seni soruyor.
  • Baba ben A. Kızın, beni tanımadın mı?

M. eşi F. yi bir kaç yıl önce kaybetmişti. Yurtdışında yaşayan kızının sesini her zaman eşinin sesine benzetirdi. Gerçi kızının sesi, eşinin saçları, gözleri, kızının dik yürüyüşü, özgüvenli ve cesurca bakışları tıpkı annesi, tıpkı kızıydı. Birbirine karışmış, kim kimin kokusunu, sesini, şarkı mırıldanmasini taklit ediyor, iyice karışmıştı. Tıpkı günler, günlere, haftalar haftalara, şarkılar hüzünlere, kuşlar bulutlara uçarak gözden kaybolduğu, beyninin içinde bulutlandığı gibi…

Hemşire hanım, araya girmek zorunda kaldı. Masada duran bir resmi göstererek,

  • M.Amca, telefondaki kızınız, bu resimdeki kızınız. Sizi ziyarete gelecek, gelirken bir şey getireyim mi? diye soruyor.
  • Öyle mi? Hoş gelsin, sefalar getirsin, bana yeter ama anasına soralım, bakalım o bir şey istiyor mu?

Telefonda hıçkırık sesi duyuluyordu. Odayı ise özlem kokusu kaplamış, Buram Buram kokuyordu. Adam, özlemi, karısının ve kızının kokusuyla hissediyor, kokluyordu. Birbirine karışmış kokular, birbirine karışmış özlemler, birbirine karışmış isimler. Karısının adı F. Miydi yoksa A. Mi? Beyninde isimler, yüzlerin karıştığı gibi karmakarışık olmuştu.

  • A. Hanım, babanız sütlacı çok sever, bilirsiniz, gelirken getirirseniz çok iyi olur. Onun dışında sadece sizi görmeye ihtiyacı var, yüzünüzü görmek, elinizi tutmak, saçınızı okşamak, onun için zamanı, anı yeniden derleyip toplamak gibi oluyor. Herşey yerli yerine oturuyor.
  • T. hemşire, çok teşekkürler. Yarın geç saat yarımda orada olacağım. Sabah mahkemem var, eşim sorun çıkarmayacağını,tek celsede boşanma işinin sonuçlanacağını söyledi.
  • A. Hanım hayırlısı ne ise o olsun, diyelim. İnşallah bundan sonrası sizin için daha hayırlı olur. Babanızın size ihtiyacı var. Yeter ki siz iyi olun.
  • T. Hemşire bundan sonra babamın yanında olacağım, hem annemin hem kızının sesi, kokusu, sevgisi olacağım. Herşeyi yerli yerine oturacağım. Babama, derin yalnızlığını bundan sonra yaşatmıyacağım. Keşke eşim bu konuda daha anlayışlı, desteği ile yanımda olsaydı.

M. tedirgin ve sorgu dolu yüz ifadesi ile hemşireye baktı.

  • M.Amca, kızınıza bir şey mi diyeceksiniz?
  • Kızım yarın gelsin, çok sevinirim ama kendisini nasıl tanıyacağım? Gelince kendisini bana tanıtmayı unutmasın, söyler misin kızıma .

T. Hemşire, M.Amcaya sımsıkı sarıldı, onu derin yalnızlığından çekip çıkarmaya çalıştı. Nafileydi, gücü yetmiyordu. Belki yarın kızı, gelip sımsıkı sarılır ve tutup çekip çıkarabilirdi. Allah’tan umut kesilmezdi. Sevginin gücü herşeye yeterdi

Öykü içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Çalma

Mevcut görselin alternatif metni yok. Dosya adı: f023.jpg

Ekmeğimi al, istersen
Canımı da al, dilersen
Gülüşünü sakın alma
Bu gülü benden çalma

01.07.2025 Beijing – İstanbul

Nuray – Çetin

Şiir dünyam içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Öldürüyorlar

Sığınaklar yapmışlar
Ölmüyorlar
Sığınaklardan çıkıp
Çocukları öldürüyorlar

Sığınaklara sığınıyorlar
Ölmüyorlar
Çıkıp çıkıp, durmaksızın
Kadınları, şairleri öldürüyorlar

Sığınaklarda kararlar alıyorlar
Ölmüyorlar
Kinle, nefretle, dehşetle
İnsanlığı ÖLDÜRÜYORLAR

27.06.2025 İstanbul

Politik şiirler içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bileceksin

Mevcut görselin alternatif metni yok. Dosya adı: 077.jpg

Bölüşmeyi
Sevmeyi
Ve
Ölmeyi bileceksin!

Günümüzde Doğu,
Batıya bunu öğretiyor.
Öğretene kadar da
Ölmeye devam edeceğiz!

Bölüşmeyi
Sevip sevilmeyi
Adam gibi ölmeyi,
Ölerek öğreteceğiz .

Günü geldiğinde
Hepimiz, birlikte
Doğu, Batı
Kardeşçe yaşayacağız.

25.06.2025 İstanbul

Politik şiirler içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Wang Wei – Bambu Köşkü 

Yapayalnızım bambu korusunda
Lut çalar, ıslık çalarım arada
Kimseler bilmez beni bu koruda
Yalnızlık yoldaşım, ayın altında

Wang Wei(699-761)

Çinceden Türkçeye : Nuray ve Çetin Bayramoğlu

Çeviri içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Aşk Acısı

  • “Seni sevmek istemiyorum artık, anlamıyor musun? Seninle aynı servise binmek, aynı yemekhanede yemek yemek istemiyorum. Seni görmek istemiyorum.”

N’in günlerdir uykusuz kalmasına, acı çekmesine neden suçlu genç, bu sözler karşısında çaresiz kalmıştı. Cevap veremiyor, sadece acı çektiğini ifade etmek için iniltiye benzer bir ses çıkarıyordu.

  • ‘Neymiş efendim, aniden şirket görevlendirmiş, görev yerine gitmek zorunda kalmış, görev çok gizliymiş de onun için mesaj dahi atamamış . Geç bunları arkadaş geç, ben bunları yutmam. Sen benim güvenimi kaybettin. Sen tam bir çocuk gibi davrandın. Şunu anladım arkadaş, sende aile kurma sorumluluğunu alabilecek cesaret yok.”

N.’i hipnotize eden doktor danışanını uyandırmak veya biraz daha içini dökmesine izin vermek konusunda ikircikli kaldı. Danışanı N. son üç aydır bir kaç terapiye gelmiş, beklediği sonucu alamamıştı.

  • “Ben hayatta en çok yalnız, rüzgara karşı yaz kış direnen, asırlık ağaçları severim. Bir tepede, rüzgarda yapraklarının çıkardığı sesi, sırtımı yaslayıp, gözlerimi kapayıp, huzur içinde dinlemek istiyorum. Çok acı çekiyorum , sırtımı yasladım ama heybetli sandığım ağaç köklerinden sökülüp, devrildi.”
  • “Ağaca çok mu yüklendin? Belki o da sana sırtını yaslama ihtiyacı duyuyordu?” diye sordu, doktor.

Doktor, kapalı kutuyu yavaş yavaş açmayı bu defasında başarıyordu. N. hipnotize edilmiş, kapalı gözlerinden bir kaç damla gözyaşı geliyordu. Acı çektiği anlaşılıyordu ama bu anları yaşaması gerekiyordu. Kutunun kapağı açılmalı ve kutunun içindeki beyaz atlı prens ile hesaplaşmalıydı.

  • “Bak şuna razıyım, eğer kabul edersen ben de kabul ederim. Benim işime kendimi vermem için senin artık bölüm değiştirmen gerekir. Diğer herhangi bir bölüme geçebilirsin, böylelikle birbirimizin hayatını daha az rahatsız etmiş oluruz. Bundan sonra ben işe kendi arabamla gidip geleceğim, servise binmeyeceğim.”

Görev dönüşü yemek hanede aynı masaya oturmuşlardı. O yine sakin, huzur verici yüz ifadesi yüzünde, N’ın yüreğini hoplatan varlığı ve sesiyle hemen karşısına oturmuş ” N. afiyet olsun , aniden göreve gönderdiler, ne sana ne de aileme mesaj bırakmamı istemediler, dün döndüm, nasılsın?” demişti.

N. bir an tereddüt içinde kalmış, nasıl bir tepki vereceğine karar verememişti. Halbuki günlerce vereceği tepkinin nasıl olacağını, her türlü detayı ile planlamış ve karara varmıştı.

  • Yüzüne bakmayacağım, görmezden geleceğim, kalbini kuracağım, bu davranışını burnunda fitil fitil getireceğim. Sen misin çekip giden, sen misin, önce kalbimi çalıp, sonra selam sabah vermeden bunca ay ortadan kaybolan. Beynimin tüm gücünü aldın arkadaş, sana artık orada yer yok, diyeceğim.

Gözleri yeniden birleşti, yemek her ikisine de zehir olmuştu zira N. bakışları ile hırpalıyor, tokat atıyor, bağırıp çağırıyordu. O ise karşısında görevin verdiği sorumluluk duygusu ile N’a olan koruyucu sevgisinin verdiği ruh haliyle N’ın yüreğinin derinlerindeki korunaklı bölgeye nüfuz etmesini başarıyordu.

N. yavaş yavaş bu duruma razı olmaya başladı. Beyninden çıksın ama çok uzaklaşmasın, boş olan kalbine yeniden yerleşsin, razıydı, artık. Oranın gerçek sahibi O’ydu. Bunu N. uzun zamandır hissediyor, kabul ediyordu. Biraz tepkisinde çok ileri mi gitmişti? Bir tanesini çok mu üzmüştü? Kıyamazdı O’na.

Gözlerin buluşması, ellerin buluşmasına kadar ileri gidecek miydi? İlk adımı kim atacaktı? Serviste ilk adımı N. atmış ve boş olan yanındaki koltuğa oturmuş, iyi akşamlar demişti. Acaba pencere önüne oturabilir miyim? demiş ve muhabbeti başlatan ilk kendisi olmuştu. İkisinin de yeni yetme delikanlı ve kızlar gibi yüzleri kızarmış, yol boyunca başka bir söz söyleme cesareti gösterememişlerdi.

Ertesi gün yemekhanede ikisi de gözleri ile birbirlerini aramış, buluşmuş, aynı boş masaya oturmuşlardı. Yemek boyunca muhabbetleri, birbirlerini tanıma soruları ümit vericiydi. N, bunu ablası gibi sevdiği, şirketteki sırdaşı S’e anlattığında , onun ifadesiydi, bu :

  • N, senden ümitliyim, bu kalbin sahibi sen olacaksın, göster kendini.

Doktor,

  • – Üçe kadar sayıp, parmaklarımı şıklatınca uyanacaksın, N, dedi.

N. gözlerini açtı, bir kaç dakika , olan biteni, nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Yeniden gerçek dünyaya uyum sağlamaya başlamış, hekimi tanımıştı. Gülümsedi. Bu her zamanki tatlı gülümsemesiydi. O’nun aşık olduğu gülümseme buydu.

  • – Teşekkür ederim, doktor bey, sayenizde bir süredir kafamdaki sorunu çözdüm, dedi N. Yüreğim her zamanki gibi, O’na misafirperverliğini gösterdi. O’nun yeri, bundan sonra sonsuza dek yüreğim olacak. Gerektiğinde Sırtımı O’na yaslayacağım, onun bana ihtiyacı olduğunda sırtıma yaslanmasına izin vereceğim.
  • – Her ikinize de başarılar, bol şanslar diliyorum, N. İhtiyacın olduğunda bana gelip, içini dökeceğini biliyorsun değil mi?
  • Mayıs 2025 İstanbul

Öykü içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yağmurdan Sonra Açan Güneş

Dışarda yer yerinden oynuyor, kurşuni gökyüzü ruhları bunaltmış, çiseleyen yağmur bütün şiddeti ile devam ediyordu. Gün yağmurla başlamış, yağmurla devam ediyordu. N. son kolye serisi için günlerdir çizimler yapıyor, sahibi olduğu atölyede örnek ürünler ürettiriyordu ama sonuç beklediği gibi olmuyordu. Yaptığı iş bir türlü içine sinmiyordu.

– Arkadaşlar ben çıkıyorum , siz de saati geldiğinde çıkarsınız, yarın görüşmek üzere.

Gününü verimsiz geçirdiğine yanmıyor, içinde duyduğu bu rahatsızlığa neyin neden olduğunu bulamaması, canını sıkıyordu.

Cep telefonunda yüklü uygulama ile çağırdığı otonom sürüşlü araç birazdan gelecek. Yağmurluğunu giymiş, şemsiyenin altına sığınmıştı.

N, takı tasarımları yapan ve kendi tasarımı ürünleri üretip, ticareti ile para kazanan bir iş kadını. Aynı zamanda ürünlerinin internet üzerinde tanıtıp fenomen olan yeni kuşak gençlerden. Milyonlarca takipçisi var ve bu uğraşı N’yı mutlu ediyor.

Beklediği otonom sürüşlü araç sonunda geldi. N. aceleyle araca bindi. Islanmıştı ve bu durum onu biraz daha sinirli yapmıştı. Nedense bugün herşey ters gidiyordu. Araç sürücüsüz idi buna karşın ön yan  koltukta bir bey, arabanın kontrol paneli ile meşgul, klavyeye kimi vuruşlar yapıyor, ekranda bir takım satırlar aşağıdan yukarı akıyordu.

– Hanımefendi, sizin gitmek istediğiniz güzergah üzerinde ilk seferimizi yaptığımızdan, teknik kontrol teknisyeni olarak bu seyahat sırasında benim de araçda bulunmam, umarım sizi rahatsız etmez.

– Benim için sorun olmaz yeter ki varmak istediğim yere sağ salim varayım, dedi, biraz sinirle, N.

Dışarda yağmur dinmek bilmiyor. N. huzursuzluğunun nedenini bir türlü bulamıyor. Ön koltukta oturan teknisyen kendini yaptığı işe vermişti. Aynı zamanda elektrikli olan aracın içinde sessizliği klavye tıkırtıları bozuyordu.

N.’yi daldığı düşüncelerinden  çıkaran , arama teknisyenin cep telefonun çağrı müziği oldu. Uzun yıllar öncesi çok popüler olan, günümüzde sadece düğünlerde çalınan bir şarkıydı.

” Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek
Dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek”

Bu müziği kendisi de çok severdi ve günümüzde bu müziği cep telefonunda çağrı müziği yapan birinin var olması , kendisini biraz da şaşırttı. Teknisyen telefon görüşmesini kısa tuttu, işine geri döndü.

– Özür dilerim, şirketten aradılar, cevap vermem gerekliydi, dedi.

– Bu müziği günümüzde dinleyen kaldı mı? Biraz şaşırdım. Benim de sevdiğim bir şarkı.

N. aniden, internetteki takipçilerinden, yüzünü kapatmak için, başındaki siperli fötr şapkayı gözlerine kadar indiren , rumuz olarak Sinbad’i kullanan gizemli genç ile yorumda karşılıklı yazışmasını hatırladı. O da sayfasındaki takipçilerine  sorduğu soruya, en çok sevdiği şarkının bu şarkının olduğunu yazmıştı.

Aslında o takipçisine dikkati çekmesine neden olan müzisyen arkadaşı İ. olmuştu. Kendisinin ve arkadaşının internet sayfasını takip eden gizemli takipçi için İ. , bu kişinin müzik beğenisini beğendiğini, biraz da sistemle, “Nedense benim diyalog kurma çabalarıma yanaşmadı.Biraz kendini beğenmiş bir tip!” Demişti.

N, bunun üzerine bu takipçisini daha yakından tanımak için, sayfasında  takipçilerine çeşitli sorular da sormaya başlamıştı. En çok beğendiğiniz edebi eser kahramanı nedir? Sorusuna Binbir gece masallarından birindeki masal kahramanı olan Sinbad olduğunu yazmıştı. Takipçisinin sayfasına girip incelediğinde, teknisyen olduğunu, hobi olarak, kitap okumak, müzik dinlemek de seçeneklerini işaretlediğini görmüştü. Bir telefon çağrı müziğinin kendisine bunları hatırlatması, N’yı şaşırtmıştı.

Dün gece uykusu kaçması ile bir karar vermişti. Bir haftalığına şehirden uzaklaşacak, ülkenin güneyindeki bölgeye giderek, oradaki yerel halka karışacak , yarattıkları yerel giysi, takı gibi zenginlikleri inceleyecek, yaratıcılığını yeniden canlandıracak ruh haline gelmeye çalışacaktı. Belki bu şekilde içindeki sıkıntıyı yok edebilir, yeniden işine dikkatini verebilirdi.

– Bu zamanda insanlar pek bu tür şarkıları dinlemiyor, roman, şiir de okumuyorlar. Hele teknik insanlar daha uzak duruyorlar.

Bu sözlerin üzerine teknisyen itiraz etti, biraz üzerine alınmıştı.

– Ben dinlerim ve şiir roman gibi edebi eserleri okumaktan da hoşlanırım, dedi .

N, yakın zamanda, iki teknik insanın müzik ve kitap okuma konusunda kendisini yanılttığını kabul etti. Demek ki insanlara karşı, mesleklere karşı ön yargılı olmamak gerekiyordu. Bir soru daha sorarak takipçisinden aldığı cevabın benzerini alabilecek mi? Merakına düştü.

– Madem öyle sizi  en çok etkileyen kitabın adını söyler misiniz?

– Binbir gece masalları beni çok etkiledi, sabahlara kadar okuduğum zamanlar oldu. Hayatta en çok istediğim, bir gün bir sevdiğim olur da birlikte yaşarsam, binbir gece masallarının hepsini sevdiğim kadınla birlikte yeniden okumak olacak.

Teknisyen bu sözleri söylerken yüzünü N’a dönmüştü. Teknisyenin burnu,  çene yapisi ve dudakları N’ın dikkatini çekti. Gizemli takipçisinin yüzünün görülen kısmını çağrıştırıyordu. O, fötr şapka ile gözlerini saklamış, saç rengi ve çehrenin görülen kısımları görünüyordu. N, bu gizemli yüzü iyice incelemişti.

Hayat tesadüflerle doludur. Tesadüfler bazen  insanı yeni heyecanlara, yeni yaşam sevinçleri yaşamasına neden olur. Her karanlık, yağmurlu günün sonunda, güneş yeniden doğar, hislerimiz bizi yeniden hayata bağlar. O tesadüfü yaşıyor olmayayım, diye düşündü, N.

Varacağı yere de yaklaşmışlardı. Birazdan araçtan inecekti. N,  kafasında soru işaretinin kalmasını istemiyordu.

– Siz, isim olarak en çok Sinbad’i seversiniz , değil mi?

Riske girerek bu soruyu sormak zorundaydı, ancak o zaman emin olurdu.

Teknisyen:
– Doğru bildiniz, tam isabet diye cevapladı. Biraz da şaşırarak.

N, artık adı gibi emindi, tesadüf gerçekleşmiş, takipçisi ile aynı araçta olduğunu anlamıştı. Karşısındaki, gizemli teknisyendi. İ’e yakınlık göstermeyen bu kişi, bu kısa diyalog sırasında , pek sıcak olmasa da pek de kendini beğenmiş hal göstermemişti. İçi adama ısınmış, biraz da beğenmişti. Bu adımı atmak zorundaydı.

– Benimle bir gün akşam yemeğine çıkar mısınız?

N, bu teklifi teknisyenin gözlerinin içine bakarak yaptı . Teknisyen gülümsedi.

– Sinbad bey, beni kırmadığınız için teşekkür ederim. İş seyahati dönüşü size mesajı sayfamdan atarım. İyi günler.

Yağmur durmuş, güneş yeniden doğmuştu. Nemli havada kırılan güneş ışınları caddedeki su birikintilerine karışıyordu. N, kendi kendine  şarkı mırıldandığının farkına vardı.

” Sen kalbimin mehtabısın, güneşisin
Sen ruhumun vazgeçilmez bir eşisin”

Öykü içinde yayınlandı | Yorum bırakın