Çinli şair Mu Xin ( 1927 – 2011) – Eskiden Zaman Yavaştı

Gençliğimin ilk günlerini hatırlarım

Herkes samimi ve dürüsttü

Söylenen her söz edilen yemindi

Sabahın erken saatinde tren istasyonu

Tenha ve karanlık bir sokak

Soya sütü dükkanından buhar yükselirdi

Eskiden gün ışığı ağır ağır kararır

At arabaları, postalar hep yavaş

Bir ömür sadece birini sevmeye yeterdi

Çinceden Türkçeye : Nuray & Çetin Bayramoğlu

25.11.2025 Beijing, İstanbul

Çeviri içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Zaman

” Dağlarda zaman yavaşlıyor ” Nuray

Şehirde zaman hızla akıp gidiyor.

Her gece rüyamda gördüğüm düş

Yaşlandı benimle, beli bükülmüş

Gelip geçen zamana gülümsüyor.

Yüce dağlarda zaman yavaşlıyor.

Bulutlar yoldaşım, güneşe yakınım

Elini uzatsan, dokunduğun yazgım

Anlar suskun ve sensiz, yavaş akıyor.

25.11.2025 İstanbul

Sevda şiirleri içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Çıkıp Gelen

Gün doğar akşamın ardından

Gökyüzüne hasretle bakarım

Bulutlardan kalbime yansıyan

Gülümseyen yüzün , dalarım

Hayale, uzaklardan çıkıp gelen

14.11.2025 İstanbul

Sevda şiirleri içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kuğuların Uğuru

Bir varmış bir yokmuş , evvel zaman içinde kalbur saman içinde, deve tellal iken , horozlar berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, annem kaşıkta, babam beşikte iken, ben babamın beşiğini şıngır mıngır sallar iken masumiyet, zerafet ve eşe sadakat sembolü kuğular, göç etme zamanı , hep birlikte göğe yükselmişler, göç yoluna süzülmüşler.

Göç yolunda bilge kuğu , zor bir karar vermek zorunda kalmış. Soğuk bölgeden, yazı geçirecekleri ılık kışlak bölgeye göç ederken ansızın rahatsızlanan dişi kara kuğu ve eşi beyaz kuğunun isteğini kabul etmiş.

Kara kuğu ve eşi beyaz kuğu göç katarından ayrılmışlar, uzun ve güçlü kanatları yardımıyla göç yolunda gördükleri bir gölün üzerine ağır ağır konmuşlar. Koloniler halinde sulak yerlerde yaşayan kuğuların bilge başkanın isteği ile can dostları bir çift kuğu ailesi de kendilerini yalnız bırakmamışlar. İki çift kuğu ailesi bu yılın yaz dönemini, indikleri gölde geçirmeye karar vermişler.

Parlak kırmızı renkte , uzun gagalı, boyunları S şeklinde kıvrık, Su kuşları olan kuğular, gölde güçlü hareketlerle kendilerine yuva yapacakları sessiz , sakin ve korunaklı bir yer aramışlar. Gölden bir kaç adım uzaklıkta , buldukları bir köşede saptan, samandan yuvalarını kurmuşlar.

Gel zaman git zaman, kuğu ailelerinin yumurtaları olmuş. Bir çift ailenin üç yumurtası diğer çiftin ise sekiz yumurtası olmuş. Anneler yumurtalar üzerinde kuluçkaya yatarken , babalar da gölden su bitkileri, küçük balıklar, kurbağalar ve solucanlar ile anne kuğuları beslemişler. Onbeş gün sonra yumurtalar çatlamış, içlerinden kuğu yavruları çıkmış. Gri renkte kuğu yavruları büyüdüklerinde beyaz veya siyah renkte kuğular olacaklarmış.

Yerel halk, ilk defa bölgelerinde yuva yapan kuğuları görünce çok sevinmişler. Zor geçim şartlarında yaşayan yerel halk, bölgelerine şans getireceğine inandıkları bu hayvanlara nasıl davranacaklarını bilmiyorlarmış. Kuş uzmanı veterinerlere danışmışlar. Kuğuları rahatsız etmemek için gölde balık avlamayı ve gölün çevresindeki ağaçları kesmeyi durdurmuşlar çünkü kuğular çevre görüntüsünün değiştiğini anladıklarında bir daha o göle göç etmezlermiş.

Ertesi yıllarda, göle göç eden kuğu ailesinin sayısı yüze yakın sayıda imiş çünkü huzurlu ortamı kuşlar çok sevmişler. Yerel halk gölün kenarına kurdukları gezme ve gözetleme yerlerinde, kuğuları seyretmeye gelen konuklarını ağırlamışlar, uzmanlardan öğrendikleri bilgileri konuklarına anlatmışlar. Konuk ağırlama yerlerinde, yaz dönemlerinde dinlemek isteyen konuklarını ağırlayarak geçinmek için para kazanmışlar.

Kuğuların ve yerel halkın birlikte yaşama isteği her iki tarafa da faydalı olmuş. O bölge kuğuların kışlak alanı olarak ülke çapında adı duyulmuş, çok sayıda yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilmiş.

Gökten üç elma düşmüş: biri bu masalı anlatana, biri bu masalı yazana, biri de bu masalı dinleyene…

27.10.2025 İstanbul

8-10 yaş çocuklar için

Masallar içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Sonbahar Yaprakları

“Sonbahardaki her bir yaprak, hayatın gerçek anlamını içinde saklar.” Nuray

Bir gün İstanbul’un merkezinde bulunan Gezi parkında, asırlık çınar ağaçları altında yürüyordum. Bir şiiri arıyordum, günlerdir o şiir bana görünmemiş, kendini saklamıştı.

Şehrin gürültüsü dikkatimi dağıtıyor, yüreğim ve beynim isyan ediyordu. Söyleniyorlar, sürekli birbirleri ile kavga ediyorlardı. Biliyordum, eğer aradığım şiire rast gelsem , her ikisi de yeniden huzura kavuşacaklardı.

Yorulmuş, biraz da bunalmıştım. Ağaç altında bulunan bahçe sırasına oturdum, gözlerimi kapadım, derin derin nefes aldım. Bir kaç dakika kendimden geçmiş, uyur gibi olmuştum.

Bir elin omuzuma dokunduğunu hissettim. Uyandım. Omuzumda bir yaprak olduğunu gördüm. Kendini tanıttı. “Huzur perisi” imiş. Derdimi sordu. Şiiri arıyorum, günlerdir beni ziyaret etmedi, bunun huzursuzluğunu yaşıyorum, dedim. Seni kutsadım, evine git, huzuru evinde bulacaksın, dedi. Omuzumdan yere düştü. Kalktım, yürümeye başladım.

Sonbahar rüzgarı parkın içinde dolaşıyordu. O kendi aleminde, ben kendi alemimdeydim. İnsanlar parkın dışında homurdanıyorlardı. Salına salına yere düşen bir yaprak başıma kondu. Yaprağı elime aldım. “Mutluluk perisi” imiş. Seni suratı asık gördüm, mutsuz yapan nedir? diye sordu. Ona da şiiri çok özlediğimi, kendisini çok aradığımı ve bulamadığımı söyledim. Mutluluk kütüphanende seni bekliyor, buralarda oyalanma, dedi.

Yaşadıklarımı anlamlandırmaya çalışıyordum. Neler olup, bitiyordu? Gerçek mi yoksa hayal mi? Sonbahar rüzgarının bana oynadığı bir oyun mu? Şiiri ararken, etrafımı saran, benimle konuşan periler… Bir ağacın dallarında kalan son yaprağı bana seslendi. Ben “esin perisi”yim. Arkadaşlarımın sözünü dinle, onlara inan, dedi. Bizler emrindeyiz, şiiri buldun artık, evine dön, kütüphanende seni bekliyor.

Metroya bindim, vakit kaybetmeden evime döndüm. Şiiri bulduğuma artık emin olmuştum. Kütüphaneme bir heyecanla girdim. Raflarım, masamın üstü , sehpam şiirle doluydu. Hepsiyle selamlaştım, hasretle kucaklaştım. Kendimi huzurlu, mutlu, esin dolu hissediyordum. Gülümsedim.

05.10.2025 İstanbul

Öykü içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Deniz kıyısında bir sevda öyküsü

“Bulutlu havanın altındaki deniz drama gibi…” Nuray

Martılar dekoru hazırlıyor, deli dolu, oraya buraya koşturarak. Biri yere düşürüyor gagasındakini; kırılmış bir kalp. Kıyıdaki İki sevgili birbirilerine gösteriyorlar, diyorlar “hiçbir zaman birbirimizin kalbini kırmayacağız değil mi?”

Bir sandal kıyıya yanaşıyor, sandaldan rengarenk balonlar ve kızlı, erkekli çocuklar sahile çıkıyorlar. Balonların kimi tamamen sönmüş kimi sönmek üzere, kızlardan biri sesleniyor ” temsil başlamadan balonlarımızı yeniden şişireceğiz değil mi?”

Bulutlar yağmur çiseliyor, yerler kaygan ve ıslak. Bir oyuncu elinde bez, oradan oraya koşturup, ıslanmış yeri siliyor, yönetmene soruyor “yağan yağmura rağmen oyunumuz birazdan başlayacak değil mi?”

Seyirciler, akın akın sahile doğru geliyorlar, kızlı, erkekli, yaşlı, genç, hepsinin yüzleri gülüyor, gözleri parlıyor, içlerinden biri el ediyor ve sevdiğini gördüğüne çok seviniyor ” sevdiğim, geç kalmadım, seni bekletmedim değil mi?”

El ele , göz göze, hasret gideriyorlar, birazdan tiyatro başlayacak ama onların kalplerinde yaşanan ; hayat sevinci, bu bir sevda öyküsü.

12.19.2025 İstanbul

Öykü içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Chang’e ve Houyi’nin ölümsüz aşkı

Cennetteki ölümsüz aşkımız sona erdi

Yeşim imparatoru ikimizi de cezalandırdı

Dokuzunu öldürdüm isyankar on evladından

Ne yazık ki sonuncusu kurtuldu oklarımdan

Sevdiğim, seni dünyada ölümsüz seveceğim

Ben Houyi, sonsuza dek senin emrindeyim

Chang’e, güzeller güzeli, evimin kadını

Sana emanet, bu ölümsüzlük dermanı

Batı’nın kraliçe annesi ölümsüz hapı verdi

Yarısı senin , diğer yarısı sevdiğinin dedi

Chang’e telaşla kutudaki tüm dermanı yuttu

Aya yükselen sevgilisini gönlünde uyuttu

O gün bu gündür, Houyi dolunayı seyreder

Yılda bir Chang’e ve yeşim tavşanına el eder

06.10.2025 İstanbul

###

Chang’e ve Houyi efsanesi

Houyi ve karısı Chang’e ölümsüzlük diyarında mutlu yaşıyorlardı.

Yeşim imparatoru, ok ustası Houyi’ye bir görev verdi.

İmparator, 10 evladının güneş olarak dünyayı kavurmasını engellemek için, Houyi’ye evlatlarını öldürme emri verdi.

Houyi, 9 ‘unu öldürdü ama sonuncusu kurtuldu ve dünyayı güneş olarak kavurmaya devam etti.

Bu başarısızlık sonucu; Yeşim imparatorunun cezası , Houyi ve karısı Chang’e ölümlü olarak dünyaya sürgün edilmesiydi.

Houyi, ölümsüzlük dermanını üretebilen Batı’nın kraliçe annesini ikna ederek, bir adet ölümsüzlük dermanı aldı.

Yarısı kendisi yarısını karısı içecekti. Houyi, dermanı karısına teslim etti ve kendisi ava gitti.

Kendisine teslim edilen hapın tümünü yanlışlıkla yutan Chang’e fazla dozdan dolayı aya yükseldi.

Ayda yaşayan yeşim tavşanı ile ölümsüz olarak yaşadı.

Houyi ise karısından ayrı, dünyada bir ölümlü olarak yaşadı.

Çin efsaneleri içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Çinli şair Su Shi (1037-1101) – “Su Melodisi” şiirinin girişi

İnsan üzüntü ve sevinçler, ayrılık ve kavuşmalar yaşar,

Ay dolunay ya da hilal olur,

Herşey mükemmel olamaz.

Uzun ömür yaşayalım!

Çok uzakta olsa da, ayın sergilediği güzelliği paylaşalım.

Türkçeye: Çetin Bayramoğlu

人有悲欢离合,

月有阴晴圆缺,

此事古难全。

但愿人长久,

千里共婵娟。

Çeviri içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Çinli Şair Li Bai (701-762) – Ay Altında Yalnız İçerken

Çiçekler arasında bir sürahi şarap, tek başıma kafama dikiyorum.

Kadehimi parlak aya kaldırıyor, gölgemle üç oluyoruz.

Ay içki nedir bilmez, gölgem sadece beni takip eder.

Şimdi aya ve gölgesine eşlik edeceğim, bu sırada baharın tadını çıkaracağım.

Şarkı söylüyorum, ay oyalanıyor; dans ediyorum, gölgem dağılıyor.

Uyanıkken birbirimizin tadını çıkarır, sarhoşken yollarımız ayırılır.

Sarsılmaz aşkımızla sonsuza dek bağlı, uzaklarda, bulutların arasında, tekrar buluşacağız.

Türkçeye: Çetin Bayramoğlu

###

李白 – 月下獨酌

花間一壺酒,獨酌無相親。
舉杯邀明月,對影成三人。
月既不解飲,影徒隨我身。
暫伴月將影,行樂須及春。
我歌月徘徊,我舞影零亂。
醒時同交歡,醉後各分散。
永結無情遊,相期邈雲漢。

Çeviri içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Çinli Şair Li Bai (701-762) – Sessiz Gece Düşünceleri

Yatağımın önüne ayın şavkı vuruyor,

Toprakta kırağı mı var diye düşünüyorum.

Başımı kaldırıp parlak aya baktığımda,

Yurdumu anımsıyorum.

Türkçeye: Çetin Bayramoğlu

李 白

靜夜思床前明月光,

疑是地上霜。

舉頭望明月,

低頭思故鄉。

Çeviri içinde yayınlandı | Yorum bırakın